“Osmanlı’da kadın olmak”

Osmanlı kadını deyince böyle bir gururlanıyorum. Neden mi? Çünkü geçmişteki kadınlar o kadar başkaymış ki; ne kadar gurur duysak az bence anlatmaya gerek yok buyurunuz okuyunuz. Amerikan asıllı Aslı Sancar’ın, kitabı
Kitapta Osmanlı Kadınının yaşadığı harem’ in düşünülenin aksine kadınların rahatça bulunduğu ve misafirlerini ağırladıkları ve ailece güzel saat geçirdikleri yer olduğu belirtiliyor.
Osmanlı kadını; Efsaneler ile Gerçekleri adlı kitabı Osmanlı Kadınlarına ilişkin gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Kitaba göre Osmanlı Kadını’ aksine Avrupalı kadınlardan çok daha hakka sahipti ve toplum içersinde söz sahibi olabiliyordu. Oryantalist kaynaklarda gösterildiği gibi pasif, zayıf harem’ de tutsak sedece bir zevk aracı değil, aksine aktif, güçlü ve toplumda çok önemli yere sahip olduğunu anlatılıyor.”Osmanlı Kadını” harem’ de hiçbir hakka sahip olmayan bir ” köle” gibi sunuldu Batılı tasvirler, tarafından Osmanlı sicil defterlerinde çürütülüyor. Batılı seyyahlardan alıntı yapılan kitapta D’ohssun’un, Osmanlı Kadını hakkında şu ifade yer alıyor. Tabiat Doğu’ nun, kadınına hem zerafet hem de cazibe bahşetmiştir. Tavırları soylu zarif konuşması hoş ben şahsen pek çok ortamda Türk Kadınlarıyla bir araya geldim. Konuşmalarındaki; sadelik ifadelerindeki açıklık, düşüncelerindeki incelik, zarafet ve davranışlarındaki; seçkinlik, beni her zaman çok etkiledi diyerek cümlelerini sıralamıştır…
Bir Avrupalı kadın Miss julie Pardoe’ nün, gözünden ise Osmanlı Kadını Şöyle…

Avrupa’ da, çok sık karşılaşabileceğiniz o insanda konuşmaya heves bırakmayan kayıtsızlığın yada tepeden bakan soruşturmacı tavrın Türk hanımefendilerinde de olabileceğinden korkmanıza hiç gerek yoktur. Onlarda tam tersine insana hoşnutluk veren, yürekten gelen bir medeniyettik vardır. Bu memleketin bütün insanlarında görebileceğiniz sezgisel nezaketlerinden doğar bu halleri.”
Osmanlı Kadınının özgürlüğüne dikkat çeken Pardoe ise şaşkınlığı ile cümlelerini şöyle sıralıyordu özgürlük mutluluksa, Türk kadınları en mutlu kadınlardır. Çünkü tüm İmparatorluktaki; en özgür insan onlardır. sözleriyle dile getirdi. Evet yapmış olduğum ve kaleme aldığım araştırma kaynak kitaplardan da derlediğim bir makale yazıyorum tarihini ve geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez diyor konuya giriş yapıyorum….
Yarım milenyumdan fazla hükümdarlığı devam eden ve dünya tarihinin en uzun yaşayan devletleri arasında sayılan Osmanlı Devleti’ nde kadın olmak nasıl bir şeydi?
Kaynaklarda halktan kadınların nasıl birbiriyle ilişki kurduğuna dair belirli bilgiler yer almasa da, kentlerde ve saray çevresinde yaşayan kadınlar arasındaki etkileşimle ilgili veriler mevcut. Kent kadınları genelde uzun uzadıya ev ziyaretleri gerçekleştirirdi. Bunun haricinde gelişen hamam kültürüyle, oralarda buluşan kadınlar saatlerce sohbet eder hatta yemekli, sazlı-sözlü etkinlikler düzenlerdi. 17. yüzyıldan sonra Mesire -yani piknik- adı verilen etkinlikle yatır ve türbe yakınlarında buluşur böylelikle dini ibadetlerini de gerçekleştirirlerdi.
Ayrıca Osmanlı’da olgun bir kadının hamile kalması kibarlık sayılıyor çocuklara sevgi ve şefkat en ön planda yer alıyordu…
Osmanlı Devleti’nde kadınların giyim kuşamları yörelere göre değişiyordu ancak özellikle Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ne göre tüm yörelerde ferace denilen uzun tesettür tarzı kıyafetten vazgeçilmiyormuş bu günde olduğu gibi Yen’i den gündeme gelmeye başladı uzun Ve dökümlü kaftan ferace yeniden inşa haline gelmeye başladı Osmanlı kıyafet ve tasarımlar…
Yöreler bir yana genel olarak giyim kuşam, gelir düzeyine göre değişiyordu. Mesela gelir düzeyi yüksek kadınlar pamuklu ya da ipekten biçilmiş ince bir gömlek altına şalvar benzeri kıyafetler giyiyor ve üzerine ferace takıyordu. E, tabii kuşakları olmazsa olmazdı. Bazıları bu kombinin üzerine entarilerini giyiyordu.
Biraz daha düşük gelirli kadınlar ise kadife ya da ipek kumaş kullanabiliyordu. Üzerlerine yelek giymeyi de ihmal etmiyorlardı. Olanakları sınırlı dar gelirli ailelerin kadınlarıysa beledi adı verilen ucuz kumaşları kullanıyordu.
Bazı varlıklı kadınlar; Tarihi yapılar inşaa ettiriliyordu…
Edirnekapı’da bulunan Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a adadığı Mihrimah Sultan Cami’dir)
Osmanlı Devleti’nde kadınlar paralarını keyiflerine göre harcayabiliyorlardı. Varlıklı kadınların bazıları vakıflara bağış yapıyor, bazıları bu vakıfları kendisi kuruyor, bazılarıysa bunların haricinde kendi adına çeşme, cami vb. yapılar inşa ettiriyordu. Özellikle cami gibi büyük ve kutsal yapıtları hanedan üyeleri büyük paralara yaptırıyordu. Bunlara örnek olarak Hürrem Sultan’ın kendi adına yaptırdığı külliyeyi ve kızı Mihrimah Sultan’ın kendi ismine yaptırmış olduğu iki camiyi sayabiliriz.
Boğaz ve deniz kıyılarındaki sarayaların birçoğu da varlıklı kadınlar tarafından finanse ediliyordu. Bugün İstanbul Boğazı’ndaki birçok yalı varlıklı, üst tabaka kadınlar tarafından yaptırıldı desem yanlış olmaz. Dindar kadınlar ise
Bilinenin aksine Osmanlı Devleti’nde kadınların dini konularda bilgisi genellikle erkeklerden fazlaydı. Şöyle ifade etmeliyim ki; Kadın toplumun ana öğesidir. Ona ulaşmayan herhangi bir fikir, yaklaşım hayat alanı bulamaz. Kadın sadece var olduğu ailenin içinde değil toplumda da değişimin taşıyıcısıdır. Bu düşünceden hareketle Osmanlı toplum hayatında (kentli) kadının yeri, eğitimi ve çalışma hayatı incelenmeye çalışılmıştır. Osmanlı kentli Türk kadınının toplumsal ve ekonomik durumunu saptamayı amaçlayan çalışmada, dönemlerin kendine özgü siyasi, ekonomik ve toplumsal koşulları gözönünde tutularak çalışmanın alanı belirlenmiştir.
Tuğba YEL