OSMANLIDA KADININ YERİ VE ÖNEMİ.

Osmanlı hanımlarının ve birçok bey, paşa eşinin hayır konusuna eğildiğini, sıbyan mektebi, medrese, han, hamam, çeşme, cami gibi eserler yaptırdıklarını görmekteyiz.

Sosyal sorumluluk bilinciyle yetiştirilen.komşusu açken tok yatmayı ayıp ve günah sayan OSMANLI KADINLARI Her dönemde aktif rol oynamışlardır..2.MURADın eşi BEZMİ ALEM Valide SULTAN VAKIF GURABA Hastanesini yaptırıp tedavisini yaptırdığı fakirlerin cebine harçlık koyup gönderiridi..Mekanı cennet olsun..
Hürrem Sultan’ın Şehzade Sultan Mehmet’i dünyaya getirdiğinde Kanuni Sultan Süleyman’ın çok sevindiğini ve gelirleri yüksek topraklar bağışladığını dile getirerek Hürrem Sultan’ın bu topraklardan elde ettiği gelirleri vakıf yolunda harcadığını aktardı.
Haseki Külliyesi
‘Hürrem Sultan elde ettiği gelirlerle ilk olarak özellikle bugün İstanbul’un en büyük hastanelerinden birisi olan ve her gün binlerce insanın önünden gelip geçtiği bir hastanenin de bağlı olduğu Haseki Külliyesi’ni yaptırıyor’ külliye içerisinde medrese, cami, sıbyan mektebi ve bugünkü Haseki’ye adını veren Haseki Darüşşifası vardır
Külliyenin Haseki Sultan veya Hürrem Sultan ismiyle de anılıp Hürrem Sultan’ın medreseye bizzat kitap alarak kütüphane kurdurduğunu ve kültür hayatına katkıda bulunduğunu, burada açtırdığı sıbyan mektebi sayesinde çocukların eğitilmesine öncülük ettmiştir Hürrem Sultan’ın bu külliyeyi sadece yaptırmakla kalmadığını özellikle darüşşifada tedavi gören hastaların ilaç ve tedavi masraflarını da üstlendiğini belirtti. Hürrem Sultan’ın Haseki Külliyesi’ne gelir sağlaması amacıyla yaptırdığını düşündüğü Ayasofya’nın karşısında bulunan Çifte Hamamı’nın halen turistik bir mekan olarak kullanıldığını, mekanın Hürrem’in hatırasını yaşatmaya devam ettmektedir
Kudüs’ün ilk önemli yapısı
Hürrem’in en önemli vakıflarından birisinin bütün dinlerce önem verilen Kudüs’ün Osmanlı Devleti’nin fethinden sonra yapılan ilk büyük Osmanlı hayrı olan Kudüs Haseki Sultan İmareti ve imarete bağlı vakıf tesisleri olduğunu vurgulayan Güler, yapının bugün hala Eski Kudüs denilen bölgede faaliyetini devam ettirdiğini söyledi.
Osmanlı’nın en önde gelen hayır merkezlerinden biri olan Kudüs imaretinin, insanların yemek yedikleri ve diğer küçük ihtiyaçlarını gördüğü bir yer olduğunu açıklayan Güler, bazı tarihçilerin bu imaretin kültürümüze çok yakın olan Hazreti İbrahim Camisi’nde var olan imaretle eş değer bir hizmet yapmıştır
Kutsal şehirlere olan özlem
‘Malumunuz İslamiyet’in en kutsal şehirleri Mekke, Medine ve Kudüs’tür. Hürrem Sultan’ın bu 3 şehirde de hayratı var’ Kanuni’nin, Hürrem’in vefatından sonra Mekke ve Medine’de onun adına imaret inşa ettirdiğini dile getirdi.
Bu eserlerin her Müslüman gibi mukaddes beldelere özlem duyan Hürrem Sultan’ın vasiyeti üzerine inşa edilebileceğinin altını çizmek gerek..
Cisr-i Mustafa Paşa Kervansaray Cami ve İmareti
Kanuni’nin Hürrem adına ülkenin bugünkü sınırları dışında olan bir başka vakfının da Kapıkule Sınır Kapısı’na ve Mustafa Paşa Köprüsü’ne yakın bir noktada inşa edilen Cisr-i Mustafa Paşa Kervansaray Cami ve İmareti bu yapının yoldan gelip-geçen yolcuların ihtiyacını karşıladığını, yolcuların burada konakladığını, küçük çaplı ticaret yaptıklarını vakıadır
Hürrem’i dizide değil Ayasofya’da, Haseki’de arayın
Bahsettiği vakıflardan Mekke ve Medine’dekilerin haricindeki eserlerin insanların ziyaretini ve ilgisini bekliyor
‘Bir kolaycılık var. Biz televizyon kültürü nedeniyle düşünmeden bakıyoruz. Halbuki bakarak düşüneceğimiz bir Hürrem Sultan var karşımızda. İstanbul’da her gün görebileceğimiz sadece Haseki imaretine insanların bu gözle bakması gerekiyor. Hürrem Sultan’ın nasıl bir inceliğe, zarafete, kültürel alt yapıya, hizmet anlayışına, hayır bilincine sahip olduğunu görmek açısından Haseki yeter. İnsanların televizyondan Hürrem Sultan’ın saçına veya kaşına değil de bu vakıflara, hayırlarına gidip bakması ve Hürrem’i bu yandan incelemesi gerekiyor.
‘İnsanların öldüğünde amelinin kesileceği ancak bu tür vakıf eseri bırakanların amelinin devam edeceği’ manasında Hadis-i Şerif var. Bu da şu anlama geliyor ki ameli devam eden insan aynı zamanda madden olmasa da manen oradadır. Hürrem’i diziler değil vakıfları anlatır. Hürrem’i televizyonda şurada, burada aramanın anlamı yok. Onu bugün hem Sultanahmet Meydanı’ndaki Çifte Hamam’ın çevresinde hem de Haseki Hastanesi’nin arkasındaki Hürrem Sultan imaretinde ve darüşşifasında görmemiz mümkün.’
Osmanlı hanımlarının gerçek anlamda yaptıkları geri planda
Osmanlı tarihi içerisinde padişah hanımlarının kendi çocukları için siyasete müdahale etmesinin çok ön plana çıkarılmştr’Onların gerçek anlamda yaptıkları geri planda kalıyor. Sadece çocuklarını tahta geçirmek için binbir türlü entrika yapmış gibi lanse ediliyor. Hangimiz elimizde imkan varsa çocuğumuzun devleti yönetmesini istemeyiz. ‘Benim çocuğum yetenekli değil yönetmesin’ demek çok zordur’

Osmanlı insanı ”” BAŞKALARI İÇİN YAŞAYANLAR, ALLAH İÇİN YAŞAYANDIR”” ilkesini benimseyen bir topluluktur.
Osmanlı Devleti adalet, merhamet, hoşgörü temelleri üzerine kurulmuştur. İnsana hizmeti Allah’a hizmet sayarak ‘’Başkaları için yaşamak, Allah için yaşamak’’ şuuru içerisinde ’’ İnsanı yaşatki, Devlet yaşasın ‘’ ilkesini benimsemiş, yaşamış ve yaşatmıştır. Kalbindeki imanı ile Yaradan dan ötürü sevmiş ve sevilmiştir. Hayatlarını bir yaşam rehberi, bir mutluluk reçetesi olan Kuran-ı Kerimim nurlu ışıkları ile yıkamış, onun buyrukları doğrultusunda, alemlere rahmet olarak indirilmiş Sevgili Peygamber S.A.V Efendimizin, yaşamının kendilerine örnek almıştır. Muhittin Arabi Hz.
‘’ Ashab-i Kiram Hazeratından sonra İslamı yaşayan Osmanlı yeryüzünde bitmedikçe kıyamet kopmayacaktır’’ müjdesini alan mutluluk kervancılarıdır.
Osmanlının genel karakter yapısında, Allah’ı sevmek, Allah için hizmet etmek, mazlumun yanında, zalimin karşısında Kavm-i Necip olarak nitelendirilen huzur ve mutluluğun, medeniyet mimarlarıdır. Onlar sevgiyi sevgiliden alıp, sevgiliye taşıyan gönül akıncıları, mutluluk elçileridir.
Üstün zekaları, kabiliyet ve yetenekleri ile birleştirdikleri, ilah-i aşkın yeryüzünde yayılması ve yaşanmasında sancaktar olmuşlardır.
Osmanlı insanı vaakur, merhametli, dürüst, edepli, ahlaklı, faziletli, adaletli, zarif, hayırsever, cömert, güvenilir ve sadakatlidir. Hayırlarda yarışmışlar. Kervansaraylar, hanlar, hamamlar, imarethaneler, hastaneler, çeşme, cami, köprüler yaptırmışlar. Gittikleri ülkelerin imar ve ıslahı için hizmet götürerek mamur ve bayındır hale getirmişlerdir. Yaptıkları her işte insanlık adına en derin hassasiyetlerini göstermiş ve öksüz ve yetimin duasını almışlardır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında Osmanlı medeniyetinin üç kıtaya yayılmasında, devletin dünya devleti olmasında, Osmanlı kadınında çok büyük bir rolü vardır. Mekan ve zaman içerisinde geniş bir yelpazeye sahip olan Osmanlı kadını içerisinde Harem, Kırsal kesim, köy, kasaba ve şehirlerdekilerin yanı sıra müslim, gayri müslim, Arabi, Acemi, Rumu, Ermenisi ve Türkmenleri ile iç içe yaşamış ve birbirleri arasında sosyal ve ekonomik olarak sevgi saygıya dayalı bir komşuluk ilişkileri oluşturmuşlardır.
Osmanlı kadını, zeraafet ve inceliğini edebi ile bütünleştirerek sadık bir eş, evlatlarına iyi bir öğretmen olmuştur. Ailenin hep bir arada yaşadığı ve büyüklerin baş tacı edildiği bir ortamda büyükten küçüğe aktarılan bir eğitim söz konusudur. Büyükler evde her zaman söz sahibi, Osmanlı kadını yüksek sesle konuşmaz, yürürken bile ayak seslerinin duyulmaması için zarif ve sessiz hareket eder, mutluluğunu ve hüznünü başına taktığı bir oya ile ifade eder, onun taktığı oyasına göre ailenin büyükleri ona yardımcı olur. O kadar incedir ki Osmanlı kadını komşularının veya yoldan gecenin kendilerini rahatsız etmemelerini istediği zaman penceresinin önüne çiçek koyar. Sarı
Çiçek bu evde hasta var Ey! Yoldan gecen dikkat et veya kırmızı açan bir çiçek koyulmuşsa yoldan gecenin bu evde genç kız var, küfür etmeyesiniz anlamını vermiştir.
İncitmeden, kırmadan toplum hayatının kurallarını koymuşlar, huzurun sağlanması yanında hal ve tavırları ile kıymet ve değer kazanmışlardır.
Osmanlı kadını, etrafındaki komşularının ve fakir fukaranın, Kandillerde lokmasını, bayramlarda tatlılarını, doğumlarda loğusa şerbetini, cenazelerde yemeklerini, asker uğurlamada, düğünlerde komşuları ile birlikte olup, kaynaşmanın hüznü ve mutluluğunu paylaşmıştır.
Osmanlıda kadını harem, şehirli ve kırsal kesim kadını olmak üzere nitelendirebiliriz.
Harem halkı ‘’ Sultan unvanını taşıyanlar valide sultan, haseki sultan, şehzadeler ve sultan kızlar ‘’ haremde bulunan idareci- eğitici kadrosunda ve hizmetli grubundan oluşurdu.(1) Padişahın özel hayatını sürdürdüğü Harem-i Humayun aynı zamanda Enderun kısmı ile erkeklerin, Harem kısmı ile hanımların eğitim gördüğü bir mekan idi. Her iki bölümde de ilerlemenin şartı, liyakat ve zeka idi. Hareme alınan cariyelerin saygı görgü ve kuralları, terbiye ve nezaket konusunda bilgi sahibi olmaları amacıyla eğitilirdi. Harem de kadınlar okuma yazma, nakış, dikiş, örgü, yemek yapmak sosyal ve beşeri ilişkiler ile ilgili eğitim alırlardı.
Harem hiyerarşi içerisinde eğitim süresi sekiz yıllık bir eğitimden oluşurdu. Her kademede başarılı olanlar, bir üst sınıfa geçerlerdi. Kitap okumak, okunan kitaplar hakkında sohbet ederek görüşürlerdi. Özellikle Tarih kitapları yanında yetenekli olanlar musikiye aşina olanlarda vardı.
Padişah kızlarının eğitimine kendi anneleri, dadı ve kalfalar uğraşırdı. Okuma çağına geldiklerinde padişahın emri ile derse başlarlardı. Kuran-ı Kerim okuma, Arapça, Farsça derslerinin yanında, matematik, tarih, coğrafya dersleri verilirdi.
Haremde her türlü eğitimi alan genç kadınlar, Enderunda eğitim almış beylerle evlendirilip, sağlam ve eğitimli aileler oluşturulduğu gibi devletin üst kademesinde de görev alırlardı.
Osmanlıdaki sadece haremdeki kadın değil, Anadolu kadını da hukuki, sosyal ve ekonomik alanlarda haklarını kullandığını görmekteyiz. İslam hukukunun uygulandığı Osmanlı devletinde evlenmelerinde kadı huzurunda yapılması, yazılı hale getirilmesi ile kadınlar güvence altına alınmaktaydı. Evlenecek olan kızın rıza göstermesi şartı aranmıştır. Ayrıca evlenecek olan taraflar ile ilgili araştırma yapılır, şartlar uygun ise bu evliliğe müsaade edilirdi. Osmanlı Devletinde kadınlar evlenme, boşanma ve miras konusunda mahkemeye başvurabilirlerdi.
Osmanlı toplumunda yapılan şeriyye sicillerinin incelenmesinde büyük bir çoğunluğunda çok eşliliğin olmadığını ve hoş karşılanmadığına rastlamaktayız.
Kırsal kesimde kadınların arasında Kuran-ı Kerim okumaları nedeniyle okuma oranın yüksek, yazma oranın düşük olduğu anlaşılmıştır.
Kadınlar ekonomik hakları bakımından tıpkı erkekler gibi eşit hakları sahiptirler. Toplumda kadının iktisadi faaliyetlerinin bir yönüde tarımın başlıca gelir kaynağı olmasından dolayı ekim, biçim, hasat ve satış konularında erkeklerle aynı, kimi zaman önde olmuşlardır. Kırsal kesim kadını daha anaerkil bir yapıyı sürdürmektedir.
Şehirlerde yaşayan kadınlar ise kendi el emeklerini değerlendirerek duyurmuşlardır. Dokumacılık, ip eğirme, örgücülük gibi işlerde çalışmışlar.
Osmanlıda, harem, şehirli ve kırsal kesiminde yaşayan kadınlar sosyal ekonomik şartlarına göre ortak özellikleri yardımlaşma ve dayanışmanın örneğini oluşturur.
‘’ Çıplak milleti giydirmek, Aç milleti doyurmak’’ ifadesiyle Türk ve İslam Devletlerine Vakıflar vasıtasıyla toplumun ihtiyacının karşılanması şeklinde olmuştur. Toplumda hiçbir zorlama ve dayatma olmaksızın sahip oldukları imkanlardan diğer insanları faydalanmaları için cami, mescit, hamam, okul, köprü, medrese, kütüphane ve sebilleri Anadolu’nun her köşesine nakşedilmesine büyük rol oynamışlardır.
Yoksul kızların çeyizlerinin ve düğünlerinin yapılması, okul çocuklarına gıda elbise, yakacak yardımı, yoksulların gözetilmesi yiyecek yardımı, borçluların borçlarının ödenmesi, mahallerden köylere kadar su ihtiyacının sağlanmıştır.
Osmanlı toplumu bir bütün olarak sosyal yaşam, kültürel ve sanatsal alanda medeniyetlerin şahikasına ulaşmıştır. Mimarisinden, mutfak kültürüne, el sanatlarından, musikisine, eğitiminden, çevre düzenlemesinden, temizlik anlayışı ile günümüz medeniyetinin çok ilerisindeydi. Osmanlı kadını bütün olarak bu yelpazenin içerisinde bulunmuştur.
Geçmişimizden günümüze taşıyabileceğimiz bu kutsal meziyetlerimizin pek çoğunu kaybetmeye veya kaybettirilmeye başlanmasına rağmen, yaşanmış ve başarıya ulaşmış olan bu güzellikleri tekrar sarıldığımızda sulh ve sükun içerisinde insanlar, toplumlar ve devletler olacaktır.

FATMA ÖLÇER
RESSAM-YAZAR
OSMANLI OCAKLARI İZMİR İL KD KL BŞK

KAYNAK—
ÇAĞATAY ULUÇAY HAREM II Ankara
s.18-19
ULUÇAY..S.87
Saim SAVAŞ-FETVAİ ŞERİYYE
SOSYAL KÜLTÜREL DEĞİŞME Sürecinde TÜRK Ailesi
cilt-III S.530
O.Demirel A.Gürbüz M.Tuş
SENATO Dergisi s.101 Dışişleri Bakanlığı
AFYON Kocatepe Üniversitesi FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÖĞR.üyesi Doçent Doktor Mustafa Güler 23-02,2013 haber 5

Bunları da sevebilirsiniz